-TÜRKÇE'Yİ ANA DİLLERİ GİBİ KONUŞUYORLAR-
Aileleriyle 2 odalı bir evde 13 nüfus olarak hayatlarını sürdüren, yaşları 9 ile 12 arasında değişen 8 Somalili öğrenci, sıcak ''yuva''yı okulda buluyor.
Türkçe okuma yazmayı hemen öğrenen, hatta okulda hiç yabancılık çekmeyip, Türk arkadaşlarıyla çabucak kaynaşan çocuklar, dünyaya, barış ve kardeşliğin önemini Türk çocuklarıyla olan içten dostluklarıyla gösteriyor.
Ders aralarındaki oyunlar da bu kaynaşmanın en açık kanıtı gibi.
Somalili ve Türk öğrenciler, teneffüslerde hep birlikte "bezirgenbaşı", "yağ satarım bal satarım", "ip atlama" gibi Anadolu'nun geleneksel çocuk oyunlarını oynuyor. Öğretmenleri sınıfa girmeden önce, aynı sıralarda gülüp eğleniyor, sohbet ediyor.
Bu durumdan memnuniyetlerini dile getiren okul yetkilileri, çocukların barış ve kardeşlik için örnek olduğunu ifade etti.
-MUTLU EV ÖZLEMLERİ RESİMLERİNE YANSIYOR-
Bütün hayatlarını savaşlar ve mülteciliğin zor koşulları içinde sürdürmüş bu çocuklar için okul, bir nebze olsun bu zorlukları unutmalarına ve çocukluklarını yaşamalarına imkan veriyor.
AA muhabirleriyle Türkçe sohbet eden Somalili öğrencilerden 9 yaşındaki 2. sınıf öğrencisi Meryem'in en sevdiği ders matematik.
Aynı sınıftaki arkadaşı Lena da en sevdiği arkadaşı olarak gösterdiği Betül'le birlikte kameralara poz veriyor.
Resim çizmeyi seven Lena, güzel bir eve ve mutlu bir hayata sahip olmaya duyduğu özlemi, sınıfta defterine çizdiği bir ev ile evin yanında oyun oynayan erkek ve kız çocuğu resmiyle dile getiriyor.
-''BİR DÜNYA BIRAKIN BİZ ÇOCUKLARA''-
Lena'nın bir diğer hobisi de şarkı söylemek. Arkadaşı Meryem ile birlikte ''Bir Dünya Bırakın Biz Çocuklara, Islanmış Olmasın Gözyaşlarıyla'' şarkısını söylerken yaşadığı mutluluk gözlerinden okunuyor.
Diğer bir Somalili öğrenci olan 12 yaşındaki Fayza ise biraz buruk. Fayza, yoksulluktan ve süt bulamamaktan şikayet ediyor. Yine de Türkiye'yi çok sevdiğini ifade eden Fayza, bu sevgisini tahtaya öğretmeninin de yardımıyla yazdığı "Türkiye'yi çok seviyorum" sözleriyle yansıtıyor.
Ayrıca, Türkçe öğrenmeye çok hevesli oldukları gözlenen Somalili öğrenciler, karşılarında kamerayı görünce bu heveslerini göstermeye çalışıyor, hemen hiçbir yardım almaksızın önlerindeki okuma kitabından cümleler okuyorlar.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün belirlediği illere sığınma talebinde bulunmaları için yönlendirilen, zor şartlar altında yaşayan Somalili sığınmacılar, bayram telaşının yaşandığı şu günlerde düşünceliler.
AA muhabirinin 13 kişi yaşadıkları 2 göz odalı evde ziyaret ettiği Somalili anneler ise Ramazan bayramına ''buruk'' girecek. Çünkü onlar, çocuklarına bayramlık alamamanın, bayramı güzel bir evde kutlayamamanın hüznünü yaşıyor.
Bazıları mülteci statüsüne kabul edilen, bazıları kabul için bekleyen Somalililer, bir süredir BM'den para yardımı alamadıklarını öne sürüyor.
Valiliğe bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının elektrik, sağlık gibi masrafları karşıladığı Somalili ailelerin, evlerinde, nüfusun tamamına yetecek yiyecek bulunmadığı gözleniyor. Somalililer, ''yöre halkının kendilerine çok iyi davrandığını ama hiçbir gelir kapıları olmadığından, komşulardan yiyecek dilenmekten bıktıklarını'' anlatıyor.
-ŞARTLAR ZOR AMA KALMAK İSTİYORLAR-
Somalili aileler, yemekleri birlikte pişirip, yiyorlar. Ancak mutfaklarının bomboş olduğu görülüyor. Göze çarpan ise masanın üzerindeki bayat bir ekmek.
Evde su akmıyor ve perde olmadığı için camlar siyah battaniyeyle örtülü.
Anne Nadife, kızını, bir fabrikanın verdiği son kullanma tarihi geçmiş reçelle beslerken, oğlu Yahya da üzerinde sinekler ve elinde boş bir biberonla kanepede uyuyor.
Tüm bu şartlara rağmen kendilerine kucak açan Türkiye'yi çok sevdiklerini vurgulayan Somalili aileler, hayat standartları daha iyi olsa Türkiye'de kalmak istediklerini belirtiyor.
-KOCASINDAN HABER ALAMIYOR-
Somalili kadınların hepsi, memleketlerinden bazı üzüntü ve sevinçlerini de beraberinde Türkiye'ye getirmiş.
''Mali yardımlar olsa kimsenin kapısını çalıp yiyecek istemezdik'' diyen Nadife, geçim sıkıntısına ailesiyle ilgili sorunların da eklendiğini söyleyerek, yaşadıklarını anlattı.
Somali'deki savaş sırasında evleri saldırıya uğradığında kayınpederini ve annesini kaybettiğini, aynı saldırıda bacağından yaralandığını ifade eden Nadife, kocasından da Türkiye'ye geldiğinden beri haber alamadığını dile getirdi.
Geçen yılın Mart ayında, 2 ay süren yolculuktan sonra, gemiyle Somali'den Antakya'ya gelirken polise yakalandığını ve 7 ay hapis yattığını belirten Nadife, ''Oğlum Yahya'yı da hapiste doğurdum. Arkadaşım Havva ile orada tanıştık ve hapisten çıktıktan sonra BM'ye başvurduk. Daha sonra da bizi buraya yerleştirdiler'' dedi.
Somalili Havva ise Nadife'ye göre biraz daha şanslı, çünkü o, hapisten çıktıktan sonra eşiyle tanışıp evlenmiş. Havva, yine de kendilerine ait bir ev olmasını istiyor.
Aynı evdeki diğer Somalililerden Halime'nin kocası ise Somali'deyken öldürülmüş.
-"TÜRKİYE'Yİ ÖZLEYECEĞİM"-
Aynı evde yaşayan diğer bir Somalili Aveyz İbrahim ise aralarında en şanslılardan, çünkü BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), onun mültecilik statüsünü tanımış ve birkaç ay sonra Kanada'ya gidecek.
Türkiye'ye geliş öyküsünü AA muhabirleriyle paylaşan İbrahim, 2 yıl önce Somali'den İtalya'ya götürme vaadiyle kaçakçılarla anlaştığını, ancak 1 ay süren yolculuktan sonra kendisini İstanbul'da bulduğunu anlattı.
Ülkesindeki savaş ve güvensizlik ortamından kaçtığını belirten İbrahim, önce İtalya zannettiği yerin İstanbul olduğunu anladıktan sonra Ankara'da BMMYK'ya başvurduğunu ifade etti.
İbrahim, Türkiye'de bir dil kursunda Türkçe öğrendiğini ve aynı zamanda BM'ye tercümanlık yaptığını kaydetti. Dil öğrenmesinin Türklerle anlaşmasını kolaylaştırdığını, vatandaşların ve polisin kendisine çok yardımcı olduğunu söyleyen İbrahim, "Aslında kalmak isterdim ama Türkiye mültecilerin kalmasına izin vermiyor, o yüzden ayrılmak zorundayız. Türkiye'yi özleyeceğim" dedi.
İbrahim, artık Kanada'da vatandaş olup, okuluna devam etmek ve matematik okumak istediğini dile getirdi.
Türkiye, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Sözleşmesini kabul ederken, sözleşmeye taraf devletlere tanınan mülteciliğin belirlenmesi yönünde öngörülen seçme hakkını kullanarak, sözleşmeyi coğrafi kısıtlamayla kabul etti. Buna göre yalnızca Avrupa ülkelerinden Türkiye'ye gelerek iltica etmek isteyen yabancılar, Sözleşme kapsamında ''mülteci statüsünde'' daimi olarak Türkiye'de kalabiliyor.
-''KENDİ MEMLEKETİMDE KALMAK İSTERDİM''-
Diğer tüm mülteciler gibi, zorunlu şartlardan dolayı ülkesini terk eden İbrahim de bu burukluğunu, ''Ben de göçmen olmak istemezdim, kendi memleketimde kalmak isterdim ama olmadı. Savaş biterse ülkem Somali'ye dönmek istiyorum'' sözleriyle dile getirdi.
Şarkı söylemeyi seven ve ''Benim Memleketim'' ve ''Hasretinle Yandı Gönlüm''şarkılarını söyleyen İbrahim, Türkiye'de en çok Bengü, İbrahim Tatlıses, Muazzez Ersoy ve Kenan Doğulu'yu dinlediğini, Doğulu'nun "Baş Harfi Ben" adlı şarkısını çok sevdiğini anlatıyor. Türk yemeklerinden de en çok iskender kebabı ve çorba seven İbrahim, Çarkıfelek, Beyaz Şov gibi programlara da konuk olmuş.
HİKAYELERİ FİLM SENARYOLARINI ARATMIYOR
Çeşitli sebeplerden dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün belirlediği farklı illere yönlendirilen sığınmacıların yaşadıkları, film senaryolarını aratmıyor.
Türkiye'de, ismi açıklanamayan bir kente sığınmacı olarak yerleştirilen İran Azerisi gazeteci Tomaj Zanganli, neden ülkesini terk ettiğine yönelik AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İran'da 6 yıl gazetecilik yaptığını anlatan Zanganli, özellikle mağdurların haklarıyla ilgili, sendikaları, insan hakları, kadın hakları, İran Azerilerinin hakları gibi konuları kaleme aldığını söyledi.
İran'da birçok şeyi yazmanın yasak olduğunu ifade eden Zanganli, yazıları yüzünden İran istihbaratının büyük baskı yaptığını, evinin arandığını, bilgisayarına, gazetelerine, kitaplarına, cdlerine el konulduğunu öne sürdü.
Ama ''aşk'' olarak gördüğü yazmaktan vazgeçemediğini, ''Yazmak benim aşkım. Herkes aşkını sever. Gazetecinin elinde bir tek kalemi var, onu da elinden alırlarsa ölür'' diyerek dile getiren Zanganli, tüm bu baskılara dirense de arkadaşlarının telkinleriyle ülkesinden kaçıp Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldığını kaydetti.
-''TÜRKLER ÇOK İYİ DAVRANDI''-
Zanganli, Türkiye'de insanların çok dürüst davrandığını, örneğin İran'da bir yabancı taksiye binse kazıklandığını, ancak Türkiye'de böyle bir muameleyle karşılaşmadığını söyledi.
Türkiye'ye 3 ay önce geldiğini ve Türklerin kendisine çok iyi davrandığını anlatan Zanganli, burada yaşadığı tek sıkıntının, ''çalıştığı yerin parasını vermemesi ve hiçbir hakkının olmaması yüzünden de bu durumu şikayet edememesi olduğunu'' öne sürdü.
Yazılarına şu an bir internet sitesindeki blog sayfasında devam ettiğini ve ileride de bu uğraşını sürdürmek istediğini ifade eden Zanganli, başka bir ülkeye giderse de yazı yazma işini daha düzenli hale getirmek istediğini, örneğin bir dergide ya da gazetede düzenli yazılar yazmak istediğini kaydetti.
Yaşadıklarını ileride kitaplaştırmayı planladığını anlatan Zanganli, Türkçe kitaplar da okuduğunu, Nazım Hikmet'in şiirlerine özel ilgi duyduğunu ifade etti.
-''KALBİMİN YARISI ÜLKEMDE''-
''Bülbülü altın kafese koymuşlar yine de vatanım'' demiş sözünü hatırlatırcasına ne kadar zorunlu ayrılsalar, acılı süreçler geçirseler de sığınmacıların en büyük arzusu, aslında tekrar vatanına dönmek.
Nazım Hikmet'in şiirlerini tam anlamıyla anlamak için bazen 10-20 kere okuduğunu söyleyen Zanganli, Türk yazarlardan Orhan Pamuk'u da sevdiğini belirtti. Zanganli, bazen oturup uzaklara dalarken, Nazım Hikmet'in ''Memleketim, memleketim, memleketim, ne kasketim kaldı senin ora işi, ne yollarını taşımış ayakkabım, son mintanım da sırtımda paralandı çoktan, şile bezindendi. Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim, memleketim, memleketim...'' şiirinin dizeleri geçiyor aklından.
Zanganli, mülteci sorununa ilişkin, "Ben isterim ki herkes birbirine Türktü, Farstı, Araptı diye değil, insan gözüyle baksın. Kim olursa olsun herkes insandır'' mesajını verirken, ülkesine duyduğu özlemi, ''Bir gün ülkemde yönetim değişirse ülkeme dönmek isterim. Kalbimin yarısı ülkemde'' sözleriyle dile getiriyor.
-HİNDİSTAN'DAN GELEN TEK MÜLTECİ SAMR-
BM aracılığıyla yönlendirilen başka bir ildeki bir diğer sığınmacı da Javed Samr.
Keşmirli sığınmacı Samr, Hindistan'dan Müslümanlara zulmedildiği gerekçesiyle kaçmış ve bu yılın Mart ayında Türkiye'ye gelmiş. Samr, aynı zamanda, Hindistan'dan Türkiye'ye gelen tek mülteci.
Keşmir'de anne ve babasının öldürülmesi, ağabeylerinin de hapse düşmesinden sonra kaçtığını anlatan Samr, yeni bir hayat umuduyla tüm mal varlığını kaçakçılara satarak, Batı'ya doğru yola çıkmış.
Bu yolda büyük tehlikeler atlattığını söyleyen Samr, bir TIR kasasında Afgan ve Pakistanlılarla önce İran'a, oradan da Türkiye'ye geçtiğini, yolculuk boyunca dağlarda 10 gün yemek yemediğini, sadece 2 defa su içebildiğini, ayaklarının soğuktan şişip mosmor olduğunu kaydetti. Samr günler sonra ilk kez Van'da yemek bulabilmiş, ama günlerce aç kalan midesi yemeği kaldıramamış.
-''GERİ DÖNMEK İSTEMEDİM''-
Tüm bu şartlara rağmen geri dönmemek için Van'dan yine bir TIR kasasında İstanbul'a gelen Samr, orada da haftalarca eski bir apartman dairesinde çok az yiyecek ve içecekle hayatını sürdürmeye çalışmış. Bu süre içinde kaçakçıların her gün, onları Avrupa'ya götüreceğini vadedip 3 ay boyunca bunu yapmaması üzerine, grup isyan edip, kaçakçılara saldırmış.
Olayların duyulmasıyla polis bölgeye gelmiş ve Samr, yaşı 18'in altında olduğu için bir yuvaya yerleştirilmiş. Samr, Türkçe'yi de burada öğrenmiş.
-ORGAN PAZARINA DÜŞECEKTİ-
Ancak ''acıları burada da bitmeyen'' Samr, 18'ine girince sınır dışı edileceği korkusuyla yuvadan kaçarak, tek tanıdığı olan kaçakçıyı bulmuş.
Kaçakçı, Samr'dan Adana'ya gelmesini istemiş ve onu Yunanistan'a yollayacağını garanti etmiş, ancak İstanbul'da yaşanan eziyet ve içi boş vaatler bu sefer Adana'da devam etmiş. Samr'ı bir eve kapatıp, para isteyen kaçakçılar, istenen ücret kendilerine ödenmezse Samr'ın organlarını pazarlayacakları tehdidinde bulunmuş.
Bu sırada bir Afgan arkadaşından BMMYK'ya sığınma tavsiyesi alan Samr, bu tavsiyeye uyarak Adana'dan kaçıp Ankara'da BM'ye sığınmış ve oradan da bir kente yerleştirilmiş.
Kentteyken çeşitli işlerde çalışan ama parasını alamadan kovulan Samr, şimdi de bir markette ayda 300 YTL civarında bir paraya ve günde iki öğün yemek karşılığı bütün gün mesai yapıyor.
Mültecilik statüsünün kabul edilip, üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeyi bekleyen Samr, Keşmir'deki koşullar düzelse hemen memleketine dönmek istediğini vurguluyor.
Samr, içinde bulunduğu ruh halini, ''Kimse mülteci olmak zorunda kalmaz inşallah'' sözleriyle yansıtıyor.
(Bitti)