|
'Sadece müzik yapmayan, bir misyonu olan' orkestra Eskici Bandosu, 50'li ve 60'lı yılların müziğini sevdirmeye kararlı. Diş hekiminden güvenlikçiye farklı mesleklere sahip olan grup üyeleri, maziye olan özlemlerini müzikleriyle dile getiriyorlar.
"Bit pazarında enstrüman ararken çarpışarak bir araya geldiler, kiminin elinde 33'lük plak, kiminde kırık saplı, telleri olmayan gitar, diğerinde gaz tenekesinden bozma lambalı amplifikatör, patlak davul, telefon ahizesinden bozma mikrofonlarla tanıştılar. Onları dinleyen birkaç yetenekli genci de 'popstar yapma vaadi'yle kandırarak gruba kattılar. Ama o gençler şimdi gerçeği biliyor ve nedense hiç kızmadılar, hâlâ bizimle beraberler. Neden mi? Bir de siz dinleyin bakalım" diyor tanıtım yazılarında. Onlar Eskici Bandosu, kendi tabirleriyle 'sadece müzik yapmayan, bir misyonu olan' bir orkestra. Misyonları 50'li ve 60'lı yılların müziklerini yaşatmak, yaşamışlara o eski güzel günleri hatırlatmak, görmemiş olanlara da 'esaslı gece hayatı, dans müziği nasıl olurmuş'u göstermek. 2001'de kurulan grup bugün beş kişiden oluşuyor. Diş hekiminden işletmeciye, turizmciden güvenlikçiye farklı mesleklerden üyeleri, müziği hayatlarını kazanmak için değil zevk almak için yapıyor.
Her cuma sahnedeler Grubun kurucusu Cevat Sedef, müziği 1971'de bırakmış. Bu uzun ara 1999'a kadar sürmüş. 2001'de İstanbul Erkek Lisesi'nden arkadaşlarıyla kurdukları gruba sonradan oğlu Kerem Sedef de katılmış. Zamanla kadro değişmiş. Bugünkü orkestrada Cevat Sedef vokalde. Kerem Sedef davul, Cenk Vural klavye, Haluk Bozkurt gitar, Özgür Özgüven de bas gitar çalıyor. Cuma geceleri Sürmeli İstanbul Oteli'nin roof barı Le Melange'da nostalji rüzgârları estiren grubun amacını Cevat Sedef şöyle anlatıyor: "İstanbulluların bizim zamanın müziğine ve gece yaşantısına ihtiyacı var. Etrafıma bakıyorum, herkeste bir 'Eşimi alıp nereye dansa gidebilirim?' sıkıntısı. Bu orkestrayı kurarken de 'İstanbul'da benim gibi düşünen en azından 5 bin aile vardır kesin' dedim. E, bu insanların da gidebileceği bir yer olmalı." O zamanın gece hayatının da bir başka olduğunu vurgulayan Sedef, "50'ler, 60'lar İstanbul'un hakikaten kültür başkenti olduğu yıllardı. Ben lisedeyken İstiklal Caddesi'ne yakın otururduk, okuldan eve gelir, o takım elbiseyi çıkarır, sonra tekrar giyip İstiklal Caddesi'ne çıkardım. Konak Sineması'nda papyonlu, smokinli erkekler, kürklü hanımlar olurdu. Şimdi 'Damsız girilmez' yazıyor kapıda, eskiden de böyle yazılar vardı, ama böyle bir uygulamaya gerek olmazdı. Gece kulübünde kavga çıkmazdı, insanlar nasıl oturup kalkacağını bilirdi" diyor. Sedef'e göre dans etmenin de keyfi bambaşkaymış o zaman: "Kulüp Çayhane vardı, İlhan Feyman'ın çaldığı yerler, harika müzikler... Biz o zaman Çatı Sineması'nda filmden önce şova çıkardık. Atlas Sineması'na muazzam gruplar gelirdi. Filmden önce yarım saate yakın müzik programı olurdu. İnsanlar kısıtlı imkânlarla müzik dinliyordu. Tam gramofondan pikaba geçiş devri. Benim evde gramofon dinlenirdi 60'ların başında" diye anlatıyor. Eskici Bandosu'nun dinleyicilerinin yaşı 40'la 70 arasında değişiyor. 70'i devirenler o devri tam yaşadıkları için daha bir sevinerek geliyor. Grubun repertuvarı geniş; o devrin İspanyol, İtalyan, Fransız müziklerini çalıyorlar. Arada sırada istek parçalar geliyor, sonraki haftalara hazırlanıyor o parçalar. Sedef, "Herkes kendisinden bir şey buluyor, mezun olduğu okullardan, ekollerden. Tom Jones'dan, Gilbert Becaud'dan parçalar çalıyoruz" diyor.
|