Çarşı Cephesindeki Kahramanlar, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar haberi, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar güncel haber, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar güncel haberi, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar güncel haberler, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar haber, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar haberleri, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar dünya haberleri, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar dünyadan haberler, Çarşı Cephesindeki Kahramanlar haber arşivi

ANA SAYFA  |  GÜNCEL HABER ARŞİVİ  |  BİZE ULAŞIN  |  ARANANLAR  |  REKLAM  
Ana Sayfam Yap    Sık Kullanılanlara Ekle 
ARAMA: Site İçerisinde İnternette    1,2270 YTL    1,7480 YTL    31,88   

En Çok Okunanlar
En Çok Puan Alanlar
Bana Bir Resim Çiz

Funda Yıldız 

NEVRUZ'un Ardından

M.Kemal Okuyan 

Siz Hoşçakalın

Hüseyin Keskin 

PAMUK İPLİĞİ

Ali Buzluk 

Türk Sineması

Suzan Batmankaya 

 Ana Sayfa > Kültür Sanat > Haber Detay

Diğer Kültür Sanat Haberleri
ÇARŞI CEPHESİNDEKİ KAHRAMANLAR
DÜRÜST VE GÜVENİLİR TÜCCARI BEKLEYEN BÜYÜK KAZANÇ

Zühdün ferde ve topluma bakan yanlarını tefrik edemeyen, takvâ ile alakalı bir kısım hakikatleri ve incelikleri kavrayamayan bazı kimseler ticareti, çok çalışıp çok kazanmayı ve zengin olmayı gereksiz, hatta zararlı görebilirler.

Buna karşılık, Allah Resûlü, "Sâdık ve emin tâcir şehitlerle, sıddıklarla ve nebilerle beraberdir." diyerek bir manada mü'minleri ticarete teşvik etmektedir. Şu kadar var ki, Allah'ın en sevgili kullarıyla beraber haşredilmesi için ticaret adamının mutlaka doğru, dürüst ve güvenilir bir insan olması gerektiğini de nazara vermektedir.

Evet, İslam'ın ticaret ahlâkını esas alan bir tâcir, dürüstlüğü, doğru sözlülüğü ve güvenilirliği ile muhatabına güven vermelidir. Müşterinin bilgisizliğini, gafletini ve ihtiyaç içinde olmasını sûistîmal etmemeli ve asla kimseyi aldatmamalıdır. Hatta aldatan ve kandıran bir insan olmayı, İslam dairesinin dışına çıkma gibi saymalı ve böyle bir akıbetten ürkmelidir. Evet, mü'min aldansa da aldatmaz. Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz, bir satıcının, ıslandığı için tartıda normal ağırlığından daha fazla gelen bir miktar buğdayı satmaya çalıştığını görünce, "Niçin ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin?" diyerek onu ikaz ettikten sonra, "Bizi aldatan bizden değildir." buyurmuş; kusurlu bir malı, ayıbını söylemeden satmanın bir Müslüman'a yakışmayacağını ve ondan gelen paranın da helal olmayacağını belirtmiştir.

Mahşerde nebilerle beraber olacak tâcirin en önemli vasfı sıdktır. Yalan söylemek ve hele yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Allah Teâlâ, çok küçük menfaatler elde etmek için Nam-ı Celîlini kullananların ve yeminler ederek insanları aldatanların ötede yüzlerine bakmayacaktır. Bu hakikati dile getiren Resûl-i Ekem Efendimiz, "elbisesini yerlerde sürüyerek kibirle yürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yere yemin ederek malını fâhiş bir fiyatla satmaya çalışan" kimselerle Cenâb-ı Allah'ın konuşmayacağını, yüzlerine rahmet nazarıyla bakmayacağını ve onları can yakıcı bir azapla cezalandıracağını haber vermiştir.

Ticaret erbâbı için en az sıdk kadar önemli olan emniyet vasfı, alış-verişte âdil davranmayı, ölçü ve tartıyı tam yapmayı ve hileden uzak durmayı gerektirmektedir. Kur'an-ı Kerim, geçmiş toplumların gerileyiş, çöküş ve yıkılış sebepleri arasında ölçü ve tartıda haksızlık yapmalarını da saymakta; Hazreti Şuayb'ın peygamber olarak gönderildiği Medyen ve Eyke halklarını helake götüren sebeplerden birisinin de ölçü ve tartıda hile yapmaları olduğunu hatırlatmaktadır.

Çarşı cephesindeki kahramanlar
Diğer taraftan, ticaret akdinde bulunan hiç kimsenin aldatılmaması için dinimizin emirleri istikametinde bir dizi tedbirler tavsiye edilmiş; mesela, alış-veriş ve borçlanma anlaşmalarının kayıt altına alınması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, bir ticarî malı pahalanması gayesiyle stoklayıp daha yüksek bir fiyatla satmak için piyasaya arzını geciktirmek anlamına gelen "ihtikâr" ve gerçek alıcı olmayan bir kimsenin satış bedelini artırmak maksadıyla fiyat yükselterek müşteri kızıştırması diyebileceğimiz "neceş" gibi haksız rekabet çeşitleri de yasaklanmıştır. Dolayısıyla, bir tâcirin, söz konusu hadis-i şerifin şemsiyesi altına girebilmesi için ticaretteki bu türlü gayr-ı meşru muamelelerden de kaçınması gerekmektedir.

Bir iş ne kadar zor elde ediliyorsa ve o uğurda ne ölçüde meşakkatlere tahammül göstermek gerekiyorsa, onun sevabı da o kadar çok olur. Nitekim cephede düşman tarafından gelebilecek saldırıları gözetlemek için bir saat nöbet bekleme bir sene ibadete denk tutulmuştur. Düşman karşısında savaşıp şehit olma ise, bambaşka bir hayat mertebesine yükselmeye ve ötede nebîlerle ve sıddıklarla beraber cennete yürümeye vesile sayılmıştır. Şayet, sâdık ve emin tâcire, ahirette en kutlulardan müteşekkil olan o üç zümre ile beraber bulunma vaat ediliyorsa, demek ki onu da bekleyen bazı zorluklar vardır. İşte, ticaret hayatında karşı karşıya kalacağı zorlukları aşabilmesi için ahirette nâil olacağı o büyük mevki ve mükâfât müjdelenerek dürüst tâcirin iradesi takviye edilmektedir.

Evet, bazı kimseler cismanî arzuları ve şehevanî duygularının altında kalır ve aldanırlar. Bazıları rahat-rehavet, yurt-yuva ve ev-bark gibi dünyalıklara takılır, yolda kalırlar. Diğer bazıları da dünyaya bütün bütün meftundurlar; mala-mülke, servet ü sâmâna asla doymaz ve hep daha çok zenginlik arzularlar. Bu arzularını gerçekleştirmek için de her türlü gayri meşru işlere bile tevessül eder ve burası adına art arda yatırımlar yaparken ahiret hesabına sürekli kaybederler. Sâdık, iffetli ve helalinden kazanan bir ticaret adamı ise, pek çok insanın ayağının kaydığı bu hususlarda temkinli davranır, kaygan zeminleri dikkatli adımlar ve hep ahiretin yamaçlarını düşünerek hileden, yalandan, müşteriyi kandırmaktan ve haksız kazançtan ısrarla uzak kalır. Çarşı pazarda cirit atan binlerce şeytanın hücumlarına rağmen, haram-helâl mülâhazasına bağlı olarak alış-veriş yaptığı sürece, işinin başında geçirdiği ve geçireceği dakikalar da ibadet sayılır.

İşte, bu kayma noktalarında iradesinin hakkını verip mü'mince duruşunu koruyabilen ve kendini zorlayarak istikamet çizgisinde işini devam ettirebilen sâdık ve emin bir tâcir, buradaki cehd ü gayretine ve halis niyetine mükâfât olarak ötede nebîlerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraber haşrolur. Böylece o, ticaretten vazgeçmediği ve dünyayı ihmal etmediği gibi ahiretine de gereken ehemmiyeti göstermiş ve ebedî saadete vesile uhrevî ücretini de elde etmiş olur. Zaten, bir açıdan sırat-ı müstakim, dünyayı ihmal etmemenin yanında, insanın kendisini ve ahiretini de gözetmesinin farklı bir unvanıdır.

Hâsılı; ticaretini güzel bir niyet, doğruluk ve emniyet üzere götürebilen, helalinden kazanıp başkalarına el açmadan ailesinin nafakasını temin etme gayesiyle çarşı pazar dolaşan, kazancında diğer muhtaç mü'minlerin de hakları olduğunu düşünerek darda kalmışlara gücü nisbetinde el uzatan ve bir de adalet, ihsan, şefkat ve itkan üzere yaptığı alış-verişlerinden elde ettiği kârın bir kısmını dinin i'lası yolunda ebediyet yatırımı olarak değerlendiren tâcirler, hadiste müjdelenen bahtiyarlardır.

ÖZETLE

1- Allah Resûlü, "Sâdık ve emin tüccar şehitlerle, sıddıklarla ve nebilerle beraberdir." diyerek ticaret adamının mutlaka dürüst ve güvenilir bir insan olması gerektiğini nazara vermektedir.

2- Yalan söylemek ve hele yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Allah, çok küçük menfaatler elde etmek için yeminler ederek insanları aldatanların ötede yüzlerine bakmayacaktır.

3- Şayet, sâdık ve emin tüccara, ahirette en kutlulardan müteşekkil olan o üç zümre ile beraber bulunma vaat ediliyorsa, demek ki onu da bekleyen bazı zorluklar vardır.

 Haber Tarihi : 4 Temmuz 2008 (08:22)
 Haber Ekleyen : Güncel Haber Bot
 Haber Kaynağı : Samanyolu Haber

Bu habere puan verin
Bu haber 77 kez okundu ve 0 puan aldı

Haberi Yorumla
Bu habere yapılmış bir yorum bulunmamaktadır

   42 ONLINE
Ücretsiz 2GB mail
hesabın olsun
ister misin?

@guncelhaber.com
 Günün Resmi
ANA SAYFA  |  GÜNCEL HABER ARŞİVİ  |  BİZE ULAŞIN  |  KÜNYE Yönetim Tasarım & Kodlama @ 2005
MadiMagine Design